
Pek hesaplı ince iş..
Para, para, para.. varlığın bir dert yokluğun ayrı dert. Geç bunları anam babam. Parasız da saadet oluyor.. ülkemin dağlarında ve ovalarında göz kırpmalar banknot, gülümsemeler bozukluk olarak geçiyor. Yürekten bir “merhaba” bütün hazinelerden çok değer buluyor.
Altına atını çekmiş,hafiften toy prensleri bekleyen salak kızlara bir gönderme yapacak değilim ama şu da biline: prenslerin altın keselerinin ağızları, hep çengelli iğnelerle tutturulur. Ve hırslı olanların hep canı yanar..
Neyse efendim konuyu saptırmamak lazım. Ne diyorduk; pek hesaplı ince iş(!)
“Samimiyet” ölmüş buralarda. “değer bilme” can çekişiyor. “sevmek”ten söz dahi etmiyorum. Karşındakine üç-beş parça hediye alınca, kendini matah bişi zannediyor bazıları. Güzel mekanlarda oturulup, güzel yemekler ısmarlanınca tüm görevler yerine getirilmiş oluyor. Artık karşındakine istediğini yap, gık-guk etmeye hakkı olmuyor. Bu muhterem zatlar karşısındakinin ne istediğinden bihaber elinden geleni yapmış oluyor.. ama karşıdaki “hediyelerini ve siluetini çek hayatımdan” derse kıyamet kopuyor. Bunlar kayıtlara “yaşanmışlıklara ihanet” olarak işleniyor ve dahası kişi “yenisiyle değiştirilmek” suretiyle cezalandırılıyor. Hoş hangisinin cezalandırıldığı da tartışılır ya..
Neyse efendim, lafı uzatacak değilim. Her zamanki gibi “neyse ve herneyse”..
Pek hesaplı ince iş bunlar.. benim aklım ermiyor fazlasına. Ben ülkemin dağlarında ve ovalarında mitingler düzenlemeyi bilirim.. Ceplerinde “samimiyet” taşıyanlarla beraber, avazım çıktığınca bağırmayı bilirim.
Ve bence bunu siz de bir kez söyleyin:
-
kahrolsun beyaz atlı prensler, yaşasın yaya krallar..